<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gurkancelik.Com &#187; TürkiyeM</title>
	<atom:link href="http://www.gurkancelik.com/category/turkiyem/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.gurkancelik.com</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 22:45:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Derbiye 3 kala</title>
		<link>http://www.gurkancelik.com/07.11.2008/turkiyem/derbiye-3-kala/557</link>
		<comments>http://www.gurkancelik.com/07.11.2008/turkiyem/derbiye-3-kala/557#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 09:01:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>grknclk</dc:creator>
				<category><![CDATA[TürkiyeM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gurkancelik.com/?p=557</guid>
		<description><![CDATA[Dün oynanan ve galatasarayın 2-0 galibiyeti ile sonuçlanan Benfica maçı sonrasında bu hafta sonu Şükrü Saraçoğlu Stadında Fenerbahçe &#8211; Galatasaray derbisi var. Fenerbahçe Taraftar Sitesi Antu.Com&#8217;da derbi öncesi index&#8217;ine bu derbi ile ilgili hoş bir flash animasyon yerleştirmiş. Flash&#8217;ı izlemek için tıkla. Flash&#8217;ı download etmek için tıkla. Güncelleme 1 : 10.11.2008 : Yazmaya ve izlemeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Dün oynanan ve galatasarayın 2-0 galibiyeti ile sonuçlanan Benfica maçı sonrasında bu hafta sonu Şükrü Saraçoğlu Stadında Fenerbahçe &#8211; Galatasaray derbisi var.</p>
<p style="text-align: center;">Fenerbahçe Taraftar Sitesi Antu.Com&#8217;da derbi öncesi index&#8217;ine bu derbi ile ilgili hoş bir flash animasyon yerleştirmiş.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://antu.com/" target="_blank">Flash&#8217;ı izlemek için tıkla. </a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://rapidshare.com/files/161435578/_aL3HA3b_fb_gs_2008_2009.swf" target="_blank">Flash&#8217;ı download etmek için tıkla.</a></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Güncelleme 1 : 10.11.2008 :</strong></span> Yazmaya ve izlemeye fırsatım olmadı ama 4-1 lik bir skor ile alınan neticeden bir fenerbahçeli olarak memnunum. Kadıköyde gelenek değişmedi.</p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=grknclk&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.gurkancelik.com%2F07.11.2008%2Fturkiyem%2Fderbiye-3-kala%2F557&amp;t=Derbiye+3+kala', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=grknclk" width="125" height="16" border="0" alt="EkleBunu Sosyal Payla&#351;&#305;m Butonu" /></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gurkancelik.com/07.11.2008/turkiyem/derbiye-3-kala/557/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÖSS Yanlış Hesaplanırsa Ne olur ?</title>
		<link>http://www.gurkancelik.com/17.07.2008/turkiyem/oss-yanlis-hesaplanirsa-ne-olur/476</link>
		<comments>http://www.gurkancelik.com/17.07.2008/turkiyem/oss-yanlis-hesaplanirsa-ne-olur/476#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 16:03:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>grknclk</dc:creator>
				<category><![CDATA[TürkiyeM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gurkancelik.com/?p=476</guid>
		<description><![CDATA[Az önce İnternethaber.com&#8216;dan gördüğüm haber karşısında şaşırdım. 1.4 milyoın öğrencinin geleceğini ilgilendiren ve herkesin aylarca geleceğini kazanabilmek için çalıştığı ÖSS&#8217;de böyle bir hata kabul edilemez. Haberdede belirtildiği gibi eğer gerçekten bir hatalı hesap söz konusu ise birçok öğrencinin mahkeme yoluyla hakkını arayacağı süphesiz. Tüm sınava giren öğrenci kardeşlerim umarım hakettikleri güzel yerlere girmeyi başarabilirler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://resim.hostkafe.com/resimyukle2/905313oss-yanlis-hesaplanmis.jpg" alt="" /></p>
<p style="text-align: center;">Az önce <a href="http://im.hitkafe.net/346dce" target="_blank">İnternethaber.com</a>&#8216;dan gördüğüm haber karşısında şaşırdım. 1.4 milyoın öğrencinin geleceğini ilgilendiren ve herkesin aylarca geleceğini kazanabilmek için çalıştığı ÖSS&#8217;de böyle bir hata kabul edilemez.</p>
<p style="text-align: center;">Haberdede belirtildiği gibi eğer gerçekten bir hatalı hesap söz konusu ise birçok öğrencinin mahkeme yoluyla hakkını arayacağı süphesiz. Tüm sınava giren öğrenci kardeşlerim umarım hakettikleri güzel yerlere girmeyi başarabilirler.</p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=grknclk&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.gurkancelik.com%2F17.07.2008%2Fturkiyem%2Foss-yanlis-hesaplanirsa-ne-olur%2F476&amp;t=%C3%96SS+Yanl%C4%B1%C5%9F+Hesaplan%C4%B1rsa+Ne+olur+%3F', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=grknclk" width="125" height="16" border="0" alt="EkleBunu Sosyal Payla&#351;&#305;m Butonu" /></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gurkancelik.com/17.07.2008/turkiyem/oss-yanlis-hesaplanirsa-ne-olur/476/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teşekkürler Türk Milli Takımı!</title>
		<link>http://www.gurkancelik.com/27.06.2008/turkiyem/tesekkurler-turk-milli-takimi/451</link>
		<comments>http://www.gurkancelik.com/27.06.2008/turkiyem/tesekkurler-turk-milli-takimi/451#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2008 10:15:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>grknclk</dc:creator>
				<category><![CDATA[TürkiyeM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gurkancelik.com/27.06.2008/turkiyem/tesekkurler-turk-milli-takimi/451</guid>
		<description><![CDATA[Herkesin ihtiyacı olduğu bir güzellikti, tüm toplumun gülmeyi, eğlenmeyi unuttuğu bir dönemde bize tekrar eğlenmeyi hatırlattığınız için teşekkürler.Bize bu gururu bahşeden tüm teknik ekibe teşekkürler. Bitti bu maç dediğimizde umutlandıran Arda Turan’a, devamında Çek Cumhuriyeti’ni yıkan Nihat Kahveci’ye ve tüm milli takım kadrosuna teşekkürler. &#160; Milli marşımız çalarken, İstiklal Marşımızı bir Türk gibi söyleyen Mehmet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center">Herkesin ihtiyacı olduğu bir güzellikti, tüm toplumun gülmeyi, eğlenmeyi unuttuğu bir dönemde bize tekrar eğlenmeyi hatırlattığınız için teşekkürler.Bize bu gururu bahşeden tüm teknik ekibe teşekkürler.</p>
<p align="center">Bitti bu maç dediğimizde umutlandıran Arda Turan’a, devamında Çek Cumhuriyeti’ni yıkan Nihat Kahveci’ye ve tüm milli takım kadrosuna teşekkürler.</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">Milli marşımız çalarken, İstiklal Marşımızı bir <strong>Türk</strong> gibi söyleyen Mehmet Aurelio’ya teşekkürler.</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">Euro 2008′de başarımızı tüm dünya uluslarının gözüne sokacak kadar iyi derecede gösteren Türk Milli Takımı ekibine teşekkürler.</p>
<p align="center"><img src="http://resim.hostkafe.com/resimyukle2/42287milli_takim.gif" /></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong>TÜRKİYE SİZİNLE GURUR DUYUYOR!</strong></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=grknclk&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.gurkancelik.com%2F27.06.2008%2Fturkiyem%2Ftesekkurler-turk-milli-takimi%2F451&amp;t=Te%C5%9Fekk%C3%BCrler+T%C3%BCrk+Milli+Tak%C4%B1m%C4%B1%21', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=grknclk" width="125" height="16" border="0" alt="EkleBunu Sosyal Payla&#351;&#305;m Butonu" /></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gurkancelik.com/27.06.2008/turkiyem/tesekkurler-turk-milli-takimi/451/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OGS Cihanızını Nereye Takmanız Gerekliymiş ?</title>
		<link>http://www.gurkancelik.com/10.06.2008/tavsiyeler/ogs-cihanizini-nereye-takmaniz-gerekliymis/443</link>
		<comments>http://www.gurkancelik.com/10.06.2008/tavsiyeler/ogs-cihanizini-nereye-takmaniz-gerekliymis/443#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2008 16:16:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>grknclk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[TürkiyeM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gurkancelik.com/10.06.2008/tavsiyeler/ogs-cihanizini-nereye-takmaniz-gerekliymis/443</guid>
		<description><![CDATA[   Malum boğaz köprülerinin ücretli geçişe kapatılması ile ya KGS almanız gerekli yada OGS alıp zahmetsizce geçişlerinizi yapmanız gerekmekte. Fakat bilinçsiz takılan OGS cihazları algılayıcılar tarafından okunamadığı için kaçak geçiş yapmanız muhtemel. 5 kereye kadar bu şekilde geçtiğinizde plakanıza bağlı ogs cihazınıza ait OGS den düşüm yapılacaktır ancak 6. Geçişinizde 10 katına varan bir ceza [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>   Malum boğaz köprülerinin ücretli geçişe kapatılması ile ya KGS almanız gerekli yada OGS alıp zahmetsizce geçişlerinizi yapmanız gerekmekte. Fakat bilinçsiz takılan OGS cihazları algılayıcılar tarafından okunamadığı için kaçak geçiş yapmanız muhtemel. 5 kereye kadar bu şekilde geçtiğinizde plakanıza bağlı ogs cihazınıza ait OGS den düşüm yapılacaktır ancak 6. Geçişinizde 10 katına varan bir ceza ödemeniz muhtemel. Onun için <a href="http://www.haberkafe.net/haber/825-otomobil-ogs-cihaz-hangi-otomobilde-nereye-taklmal.html" target="_blank">buradaki makaleyi</a> okumanız faydanıza olabilir.</p>
<p><a href="http://www.haberkafe.net/haber/825-otomobil-ogs-cihaz-hangi-otomobilde-nereye-taklmal.html" target="_blank">Makale için tıklayınız. </a></p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=grknclk&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.gurkancelik.com%2F10.06.2008%2Ftavsiyeler%2Fogs-cihanizini-nereye-takmaniz-gerekliymis%2F443&amp;t=OGS+Cihan%C4%B1z%C4%B1n%C4%B1+Nereye+Takman%C4%B1z+Gerekliymi%C5%9F+%3F', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=grknclk" width="125" height="16" border="0" alt="EkleBunu Sosyal Payla&#351;&#305;m Butonu" /></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gurkancelik.com/10.06.2008/tavsiyeler/ogs-cihanizini-nereye-takmaniz-gerekliymis/443/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şehir İsimleri NeREden Geliyor ?</title>
		<link>http://www.gurkancelik.com/31.12.2007/turkiyem/sehir-isimleri-nereden-geliyor/184</link>
		<comments>http://www.gurkancelik.com/31.12.2007/turkiyem/sehir-isimleri-nereden-geliyor/184#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2007 04:48:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>grknclk</dc:creator>
				<category><![CDATA[TürkiyeM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gurkancelik.com/?p=184</guid>
		<description><![CDATA[Van Van’ı Asur kraliçesi Semiramis kurdu. Bundan dolayı şehre “Şahmirankent” adı verildi. Daha sonra Persler döneminde buraya Van adında bir vali geldi ve şehri bayındır hale getirdiğinden şehre onun adı verildi. Uşak Çocuk veya genç adının halk dilinden söylenişidir. Bazı rivayetlere göre ise uşak (ayınla söylenişi) kelimesinin aşık kelimesinden geldiği söylenmiştir. Urfa Eski adı “Orhoe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Van</p>
<p>Van’ı Asur kraliçesi Semiramis kurdu. Bundan dolayı şehre “Şahmirankent” adı verildi. Daha sonra Persler döneminde buraya Van adında bir vali geldi ve şehri bayındır hale getirdiğinden şehre onun adı verildi.</p>
<p>Uşak</p>
<p>Çocuk veya genç adının halk dilinden söylenişidir. Bazı rivayetlere göre ise uşak (ayınla söylenişi) kelimesinin aşık kelimesinden geldiği söylenmiştir.</p>
<p>Urfa</p>
<p>Eski adı “Orhoe veya Orhai”dir. Şehir Babil hükümdarı Ramis-Nemrut tarafından kuruldu.</p>
<p><em> Tekirdağ</em></p>
<p>Adını, kıyı boyunca uzanan Tekirdağlarından almıştır.</strong></p>
<p><span id="more-184"></span><strong></p>
<p>Tokat</p>
<p>Eski adı “Komana Pontika”idi. Tokat adının Pontika adının halk arasından değişmiş şeklidir.</p>
<p>Trabzon</p>
<p>“Trapezus” sözcüğünden gelir. Anlamı dörtköşe’dir.</p>
<p>Tunceli</p>
<p>Burada bazı maden yataklarının bulunmasından dolayı şehre Tunceli adı verilmiştir. Yani tunçülkesi demektir.</p>
<p>Sakarya</p>
<p>Adını sınırları içinden geçen Sakarya nehrinden alır</p>
<p>Samsun</p>
<p>Eski adı “Amisos”dur. Samsun ismi bu kelimenin halk arasından değiştirilmesidir.</p>
<p>Sivas</p>
<p>Adının nereden geldiği konusunda her hangi bir kayda rastlanmamıştır.</p>
<p>Siirt</p>
<p>Siirt adının Keldani aslından geldiği ve şehir anlamına geldiği söylenir. Diğer bir ravayete göre ise Sert kelimesinin bozulmuş şeklidir.</p>
<p>Rize</p>
<p>Kafkas kökenli bir kelime olduğu sanılmaktadır.</p>
<p>Ordu</p>
<p>Eski adı “Kotyora”dır. Halk tarafından bu isim değişikliğe uğramıştır.</p>
<p>Niğde</p>
<p>İlkçağda bölgede Nagdoslular adlı bir kavim yaşadığından bu şehre isimlerini vermişler. Arap kaynakları şehre “Nekide veya Nikde” demişlerdir. Halk ise şehre Niğde adını vermiştir.</p>
<p>Nevşehir</p>
<p>Onsekizinci yüzyıla kadar şehir bir köydü ve adı “Muşkara” idi. Daha sonra Nevşehirli Damat İbrahim Paşa köyünü geliştirdi ve yeni şehir anlamında Nevşehir adını verdi.</p>
<p>Malatya</p>
<p>Hititler döneminde buranın adı “Meliddu”dur. Halk tarafından Malatya olarak değişmiştir.</p>
<p>Manisa</p>
<p>Yunanca Magnesya’dan gelmiştir. Türkler burayı alınca Manisa olarak şehrin ismini değiştirdiler.</p>
<p>Mardin</p>
<p>Mardin adı Süryanice’de Marde’den geldiği rivayet edilir. Romalılar “Maride” Araplar ise “Mardin” adını vermişlerdir. Diğer bir rivayet göre ise Mer-din yani erkek, yiğit –görmek kelimesinden geldiği söylenmiştir.</p>
<p>Muğla</p>
<p>Eski adı “Mobolla”’dır. Türkler buraya daha sonra Muğla demişlerdir.</p>
<p>Muş</p>
<p>Bir rivayete göre süryanice’deki suyu bol anlamına glene Muşa’dan diğer bir rivayete göre ise Şehrin kurucusu “Muşet’den gelmiştir</p>
<p>Karaman</p>
<p>İlk ismi Laranda’dır. Selçuklu ve Osmanlılarda ki ismi Larende idi. Karamanoğullarının başkenti olduğundan buraya daha sonra Karaman adı verildi.</p>
<p>Kahramanmaraş</p>
<p>Asıl adı Markasi’dir. Halk dilinde Maraş olarak değişmiştir. Kurtuluş savaşında Fransızlara karşı şehirlerini kahramanca savunduklarından meclis tarafından ll Şubat 1922’de kahraman ünvanı verildi.</p>
<p>Kars</p>
<p>MÖ: 130-127 yılında buraya yerleşen Karsak oymağından dolayı şehre kars adı verilmiştir. Kars kelimesinin anlamı ise deve ya da koyun yününden yapılan elbise veya şal kuşağı anlamına gelir.</p>
<p>Kastamonu</p>
<p>Şehrin eski adı “Tumana”dır. Buraya daha sonra Gas-Gas isimli bir kavim yerleşti. İşte Kastamonu Gas ve Tuman’ın birleşmesinden meydana gelmiştir.</p>
<p>Kayseri</p>
<p>Romalılar Mazaka adlı şehri alınca buraya Kaysarea adını verdiler. Yani İmparator şehri anlamına gelir. Daha sonra Kayseri olarak halk arasında yayıldı</p>
<p>Kırşehir</p>
<p>Kır ve Şehir kelimesinin birleşmesinden oluşmuştur.</p>
<p>Kocaeli</p>
<p>Orhan gazi döneminde bu bölgeyi feth eden Akçakoca isimli komutandan dolayı buraya Kocaeli denildi.</p>
<p>Konya</p>
<p>İsa’dan önce 47-50 ve 53 yıllarında Hıristiyan azizlerinden St. Paul burayı ziyaret etti ve şehir önemli bir dinsel merkez olarak gelişti. Bu nedenle Hıristiyanlar ona, “İsa’nın tasviri” anlamına gelen “ikonyum” adını verdiler. Abbasiler burayı alınca “Kuniye’ye” çevirdiler. Türkler bu ismi Konya olarak değiştirdi.</p>
<p>Kütahya</p>
<p>Frigler buraya “Katyasiyum veya Katiation” adını vermişlerdir. Daha sonra yöre halkı buraya Kütahya demiştir</p>
<p>İstanbul</p>
<p>MÖ. 658 yılında Megara kralı Byzas tarafından kurulduğundan bu şehre kurucusundan dolayı Bizantion adı verilmiştir.<br />
Roma imparatoro Marcus Avrelius döneminde imparatorun manevi babasının adıyla “Antion” olarak anıldı.<br />
Bizans İmparatoru Konstantin bu şehri yeniden kurunca buraya kendi adını verdi. Şehre “Konstantin veya Konstanpolis” adı verildi. Araplar “Kostantiniye, Romalılar Konstantinopolis” demişlerdir. Daha sonra bu ismin kısaltılmış şekli olan “Stin-polis” deyimi kullanıldı. İşte İstanbul bu “Stin-Polis” şehrinden türetildi.<br />
Türkler burayı alınca Müslüman şehir anlamında “İslambol” adını verdiler. Fakat daha sonra İstanbul olarak değiştirildi.</p>
<p>İzmir</p>
<p>Şehrin asıl adı “Smyrna”dır. İzmir kelimesi smyrna’nın halk arasındaki kullanış şeklidir. Homeros destanlarında bu kent ismini Kıbrıs Kralı Kinyras’ın kızı Smyra’dan alır ve tanrıça Artemis İzmirli’dir. Kimi kaynaklara göre de, İzmir şehrini ilk kuran Hititler değil, Amazonlar’dır. (Hititler de buraya Navlühun adını vermişlerdir.</p>
<p>Gaziantep</p>
<p>Şehrin eski adı Ayıntab’dır. Kelime anlamı, pınarın gözü demektir. Halk bunu Antep olarak değiştirmiştir. Halk Kurtuluş savaşında Fransızlara karşı başarılı bir savaş verince 6 Şubat 1921’de çıkartılan bir yasayla Gazi ünvanı verildi.</p>
<p>Gümüşhane</p>
<p>Burada daha önceleri gümüş madenleri olduğundan, bu şehre Gümüşhane denilmiştir</p>
<p>Edirne</p>
<p>Romalılar döneminde imparator Hadrianus tarafından kurulduğu için şehir “Hadrianopolis” dını alır. Hadrianus’un şehri anlamına gelen bu sözcük, sonradan değşimlere uğrayarak Edirne halini aldı.</p>
<p>Elazığ</p>
<p>1834 yılında Mezra denilen yerde kuruldu.1862 yılında buraya o sıradaki padişah Abdülaziz’in onuruna “Mamuretülaziz” adı verildi. Bu ismi uzun bulan halk onu Elaziz olarak kısalttı. 1937 yılında Elazığ’a çevrildi.</p>
<p>Erzincan</p>
<p>Erzincan ovasından adını alır. Ezirgan diye halk tarafından söylenir. Buranın eski adı Eriza’dır.</p>
<p>Erzurum</p>
<p>Ardı Rum kelimesinden gelir. Yani Rum toprağı demektir. Diğer bir rivayete göre de Selçuklular buraya Erzen-Rum demişlerdir. Erzen darı demektir. Şehir o zamanlar bir tahıl ambarı olarak kullanılmıştır.</p>
<p>Eskişehir</p>
<p>Eski adı Doylaion’dur. 1080 yılında Türkler burayı ele geçirdi. 1175 yılında burasını Bizans geri aldı. Kılıçarslan bu şehri daha sonra geri alınca, ona “Bizim eski Şehrimiz” anlamına gelen Eski Şehir adını verdi.</p>
<p>Diyarbakır</p>
<p>Bakır ülkesi anlamına gelmektedir. Bu ismin kaynağı Diyar-ı Bekir’dir. Bekir’in memleketi anlamına gelir. Bunun nedeni de Bekir b. Va’il adlı Arap göçebe boyunun buraya yrleşmiş olmasından kaynaklanır. Diyarbakır’ın eski adı Amid veya Amed’dir. Gelen veya bizim anlamına gelir. Dede Korkut kitabında Amid’e Hamid de denilmiştir.</p>
<p>Denizli</p>
<p>Deniz-ili kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. İl eski Türkçe’de ülke, memleket anlamına gelir. Yani deniz memleketi denilir.Bir diğer rivayete göre de kelimenin aslı domuz-ili&#8217;dir. Bu da bölgede domuz çokluğundan kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Çanakkale</p>
<p>Marmara ve Ege denizlerini birleştiren Boğaz’daki şehir ve kasabaların en büyüğü ve il merkezidir. Boğazın doğu kıyısında ve en dar yerinde kurulmuştur. Burada denizini şekli tıpkı bir çanağı andırır. Bugünkü ismini buradan alır.</p>
<p>Çankırı</p>
<p>İlkçağda “Gangra” kalesinin eteğinde kuruldu. İsmini Gangra kalesinden alan Çankırı’ya yakın zamana kadar Çangırı ve Çenğiri deniliyordu.</p>
<p>Çorum</p>
<p>Rivayete göre Çoğurum kelimesinden türetilmiştir. Bu da bölgede zamanında Rumların çoğunluğu oluşturmasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p>BURSA</p>
<p>Eski çağlardaki Bitinya bölgesinin başkentidir. Buraya kurucusu Bitinya kralı Prusias’ın adı verildi. (MÖ:ll.yüzyıl)</p>
<p>BURDUR</p>
<p>Eski adı Askaniya’dır. İsmini yanında kurulmuş olduğu Burdur gölünden alır.</p>
<p>BOLU</p>
<p>Önceleri Bithynion Romalılar döneminde ise Claudiopolis adı verildi. Türkler burayı alınca Claudiopolis sözcüğünü kısaltıp sadece polis dediler. Daha sonra bu da halk dilinde değişerek Bolu oldu.</p>
<p>BİTLİS</p>
<p>Kimi tarihçilere göre, “Bageş” ya da “Pagiş” sözcüklerinden türemiştir. Kimilerine göre de Büyük İskender’in komutanı “Lis” ya da “Badlis” burada bir kale kurmuş. Bitlis sözcüğü bu komutanın isminden kaynaklanıyormuş.</p>
<p>BİNGÖL</p>
<p>Buradaki bir çok göllerden dolayı bu isim kendisine verildi.</p>
<p>BİLECİK</p>
<p>Bizanslılar döneminde burada Bilekoma adlı bir kale vardı. Osman bey burayı alınca bu adı Bilecik olarak adını verdi.</p>
<p>BAYBURT</p>
<p>Eldeki kaynaklara göre kasabanın ortaçağdaki adı “Paypert” ya da “Pepert” idi. Bayburt adı buradan gelmektedir.</p>
<p>BALIKESİR</p>
<p>Şehrin adının eski hisar anlamına gelen Paleokastio’dan türediği sanılmaktadır. Halk arasında dolaşan bir söylentiye göre de balı çok anlamına gelir. Çünkü Kesir Arapça’da çok anlamına gelmektedir</p>
<p>AĞRI</p>
<p>İsmi sınırları içindeki “Ararat” dağından alır. Çok eski çağlarda yeryüzü korkunç bir su baskınınına uğradı.(Nuh Tufanı) Nuh peygamber bütün canılardan bir çifti alarak bir gemiye bindirdi. Gemi Cudi (İslam kaynaklarına göre) (Hristiyan kaynaklarına göre de Ararat – Ağrı) dağına kondu. Ararat, önce aran sonra da Ağrı adını aldı.</p>
<p>AKSARAY</p>
<p>Selçuklu Sultanı İzzettin Kılıçarslan, şehirde cami, medrese, kümbetler ve büyük ve beyaz bir saray yaptırdı. Şelir “Aksaray” adını işte bu beyaz saraydan aldı.</p>
<p>AMASYA</p>
<p>Amasya şehrini tarihçi Strabon’a göre Amazon karalı Amasis kurdu ve ona Amasis kenti anlamına gelen “Amasesia” ismini verdi.</p>
<p>AYDIN</p>
<p>İlk olarak Argoslar tarafından kuruldu. Anadolu beylerinden Aydınoğlu Mehmet bey’den aldı. Aydın, Mehmet beyin babasının ismidir.</p>
<p>ARTVİN</p>
<p>İskitler tarafından kuruldu. Artvin sözü iskitçe’dir.</p>
<p>ANTALYA</p>
<p>MÖ ll.ci yüzyılda Bergama karalı Attalos ll tarafından kuruldu. Şehir önceleri ismini kurucusundan aldı ve Attaleia adıyla anıldı. Daha sonra bu isim Adalia, Antalia ve en son Antalya şekline dönüştü.</p>
<p>ANKARA</p>
<p>İslam kaynaklarında Ankara’nın adı Enguru olarak geçer. Kimilerine göre Ankara sözü Farsça “Üzüm” anlamına gelen Engür’den, ya da Yunanca’da Koruk anlamına gelen”Aguirada’dan türemiştir.<br />
Bazılarına Hint-Avrupa dillerindeki “Eğmek” anlamına gelen Ank ya da Sankskritçe de; “Kıvrıntı”,, anlamına gelen ankaba’dan veya Latince’den çengel anlamına gelen uncus’dan türediği ileri sürülmektedir. Frig dilinde Ank “engebeli, karışık arazi anlamına gelir.” Şehrin diğer isimleri; Ankyra, Ankura, Ankuria, Angur, Engürlü, Engürüye, Angare, Angera, Ancora, Ancora ve son olarak Ankara şeklini almıştır.</p>
<p>ANTAKYA</p>
<p>MÖ 300 yıllarında Makedonya Kralı Seleukoz bu yörede Antakya’yı kurdu ve şehre babasının ismi olan Antiokhia adını verdi. Zamanla büyüyen kent, başkent halini aldı.</p>
<p>AFYONKARAHİSAR</p>
<p>Afyon türkülerinde sık sık “Hisar” sözcüğü geçer. “Hisarın bedenleri çevirin gidenleri” Bu hisar sözcüğünün Afyon türkülerinde sık sık yinelenmesi nedensiz değildir. Eski adı Akroenos olan şehri Selçuklular uzun süren bir kuşatmadan sonra ele geçirdiler. “Hisar” kuşatma anlamına gelir. Acılarla elde edilen yere “Karahisar” dediler ve orada, kara taşlardan bir kale kurdular. Onaltıncı yüzyılda bölgede afyon yetiştirlmeye başlayınca, Karahisar’ın başına bir de Afyon eklendi ve şehir “Afyonkarahisar” adını aldı.</p>
<p>ADAPAZARI<br />
Bu ilimize Adapazarlılar kasaca Ada der. Çünkü Sakarya ve Çark suyu arasında yer alan şehir, tıpkı bir adayı andırır. “Pazar sözüne gelince: Burası onyedinci yüzyılda yörenin Pazar yeriydi. İşte, Adapazarı bu iki sözcüğün “Ada” ve “Pazar” sözcüklerinin birleşmesinden oluştu. Adapazarı, Sakarya ilimizin merkezidir.</strong></p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=grknclk&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.gurkancelik.com%2F31.12.2007%2Fturkiyem%2Fsehir-isimleri-nereden-geliyor%2F184&amp;t=%C5%9Eehir+%C4%B0simleri+NeREden+Geliyor+%3F', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=grknclk" width="125" height="16" border="0" alt="EkleBunu Sosyal Payla&#351;&#305;m Butonu" /></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gurkancelik.com/31.12.2007/turkiyem/sehir-isimleri-nereden-geliyor/184/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Başkenti Edirne</title>
		<link>http://www.gurkancelik.com/20.07.2007/turkiyem/osmanli-baskenti-edirne/72</link>
		<comments>http://www.gurkancelik.com/20.07.2007/turkiyem/osmanli-baskenti-edirne/72#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2007 13:13:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>grknclk</dc:creator>
				<category><![CDATA[TürkiyeM]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.gurkancelik.com/?p=72</guid>
		<description><![CDATA[KENTÎN TARÎHÎ Odrysler Ainos (Enez) yakınlarında M.Ö. 5500-5000 yıllarına rastlayan dönemde, Anadolu özellikleri taşıyan çanak çömleği ve sur duvarlarıyla bir koloni niteliğinde olan ve Balkanlar’da bilinen en eski neolitik kültürlerden de eski bir yerleşim yeri vardı. Sonraları Trakya’ya yerleşen, cesaret ve savaşçılıktaki büyük becerileri pek çok ülkeyi korkutan Traklar’ı, bu niteliklerinden dolayı Atinalılar da, Romalılar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><font face="Arial"><img align="left" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/genel.jpg" alt="genel " title="genel " /></font></p>
<p>KENTÎN TARÎHÎ</p>
<p></strong><strong>Odrysler</strong></p>
<p>Ainos (Enez) yakınlarında M.Ö. 5500-5000 yıllarına rastlayan dönemde, Anadolu özellikleri taşıyan çanak çömleği ve sur duvarlarıyla bir koloni niteliğinde olan ve Balkanlar’da bilinen en eski neolitik kültürlerden de eski bir yerleşim yeri vardı.</p>
<p>Sonraları Trakya’ya yerleşen, cesaret ve savaşçılıktaki büyük becerileri pek çok ülkeyi korkutan Traklar’ı, bu niteliklerinden dolayı Atinalılar da, Romalılar da ordularında ücretli asker olarak görevlendirdiler. Traklar’da, mağaradan, güçlü kalelere, çiftliklerden, kazıklar üzerinde inşa edilmiş balıkçı köylerine ve açık kentlere kadar çok çeşitli yerleşme biçimlerine rastlanırdı.</p>
<p>Apsintiler; Ainos’un (Enez) doğusunda, Drugeriler; orta Hebros (Meriç) bölgesinde, Tynler; Salmydessos (Midye) bölgesinde, Kalopothaklar; Ainos’un (Enez) güneyinden Kallipolis (Gelibolu) Yarımadası’na kadar olan alanda yerleşmiş Trak kabilelerinden bazılarıydı. Bunların içinde en ünlüsü Tonzos (Tunca) vadisinden sahile uzayan bölgede oturan ve güçlerinin zirvesinde olan Odrysler’di.</p>
<p><span id="more-94"></span></p>
<p>Trakya’da böyle geniş bir alana yayılmış olan Odrys halkının en önemli kasabalarından biri Odrysai idi. Odrysai, Hebros (Meriç) ile Tonzos’un (Tunca) birleştiği yerde ve bu nehirlerin oluşturduğu kavisin içinde kurulmuş bir yerleşim ve pazar bölgesiydi.</p>
<p>Geçiş yolu Bölge, Güneydoğu Avrupa’nın Anadolu’ya zorunlu geçiş yolu üzerinde bulunması nedeniyle, göç, istila, ticaret ve kültür alışverişi konularında etki altındaydı. Özellikle göçler ve geçişler nerede ise hiç durmadı.</p>
<p>M.Ö. 513′te Pers kralı Darius İskit seferine, önce Bosphorus’daki (İstanbul Boğazı) Anadolu ve Rumeli’den geçtikten sonra, Trakya’nın içlerine doğru kıyıdan çok uzak olmayan bir yerden devam etti. Ordunun ilk durak yeri Odrysler’in memleketi oldu. Artık Trakya Pers egemenliğine giriyordu.</p>
<p><span id="more-72"></span></p>
<p>M.Ö. 492′de Mardonius’un seferi Persler’in egemenliğini sağlamlaştırdı. Daha sonra da M.Ö. 480′de Traklar, Kral Kserkses’in ordusuna asker vermek zorunda kaldılar. Kserkses, Melas Körfezi’nde (Saros Körfezi) Kallipolis (Gelibolu) Yarımadası’ndan hareket etti, Ainos (Enez) şehrinden geçti ve böylece Hebros (Meriç) Nehri’nin bütün ovası Persler tarafından alındı.</p>
<p>Persler’in ülkedeki egemenliğine son verilmesinden sonra, dağınık Trak kabilelerinin birleşmesi gerektiğine inanılarak, önderlik kral Teres’in idaresi altındaki Odrysler kabilesine veıildi. Böylece Odrysler, Hebros (Meriç) ve Kypsela’dan (İpsala) Varna’ya kadar olan toprakların sahibi oldular. Odrysler aristokratik, feodal bir devlet olarak kurulup, örgütlendiler.</p>
<p>Roma dönemi M.Ö. 342-341′de Makedonya kralı Philip’le yaptıkları savaşı kaybeden Odrysler, giderek zayıflamaya başladılar. M.Ö. 336′da Philip’in öldüıülmesinden sonra, huzursuzluk çıkacağın- dan korkan Büyük İskender, M.Ö. 335′de Trakya içine uzun bir sefere kalktı. Sahil boyunca devam edip, kralsız kalan Traklar ülkesinden ve Nestos (Mesta) Nehri’nden geçerek on gün içinde Balkanlar’ın eteğine ulaştı. Doğu Trakya’da sahile yakın bir yerden ilerleyip, Odrysia ve Hebros’dan (Meriç) sonra Tonzos (Tunca) boyunca ilerleyerek bir dağ geçidinden geçti. İskender’in ölümünden sonra Trakya başlıbaşına satraplık oldu.</p>
<p>M.Ö. 280-279′da Trakya, Galatlar’ın istilasına uğradıysa da tekrar güçlenen Odrysler, kralları Kotys sayesinde Makedonya ile dostluklarını sağlamlaştırdılar. M.Ö. 171-168 yıllarında Roma’ya karşı yapılan savaşta Perseus’un tek yandaşı Kotys’di. Makedonya Krallığı’nı ortadan kaldıran Romalılar Trakya’yı etkileri altına aldılar.</p>
<p>Caligula, Rhaimetalkes’i Trakya’ya M.S. 37-38′de kral yaptı. Rhaimetalkes’in öldürülmesinden sonra İmparator Claudius zamanında 45′te Trakya’nın bağımsızlığına son verildi. Artık Trakya bir eyalet olarak tam anlamıyla Roma İmparatorluğu’na dahil edilmişti.</p>
<p><strong>Hadrianopolis</strong></p>
<p>123-124 yıllarında Doğu’ya bir gezi yapan İmparator Hadrianus (117-138), Uscudama veya Odrysai adıyla çağrılan yerleşim yerinin üzerinde yeni yapılar inşa edilmesini buyurdu. Kasaba gelişip kent durumuna yükselmeye başlamıştı. Roma İmparatorluğu’nun en önemli yerleşim yerlerinden biri haline getirilen Odrysai, onu bu konuma yücelten imparatorun adını yaşatmak üzere “Hadrianus’un Kenti” anlamına gelen Hadrianopolis/Adrianopolis diye adlandırıldı.</p>
<p>Hadrianus’un kente kazandırdığı en önemli yapı kaleydi. Tümüyle bir Roma Castrum’u planına sahip olan kalenin dört köşesinde dört yuvarlak burç vardı. Burçların arasında dört köşeli onikişer küçük kule ve dokuz kapı dizilmişti. Surların önüne de bir hendek inşa edilmişti. Roma İmparatorluğu’nun altın devrini yaşadığı 2. yy. ve 3. yy’ın ilk yarısında Trakya şehirleri çok gelişti. Hadrianopolis de, askeri alanda, ticaret ve ziraat konularında bu altın dönemden nasibini aldı ve sürekli olarak gelişme gösterdi.</p>
<p>Önemli bir Roma kalesi durumunda olan Hadrianopolis, Diocletianus’un (284-305) 297′de yaptığı yeni bir yönetim bölünmesinde, Trakya eyaletinin altı vilayetinden birini oluşturan Haemimontus’un başkenti oldu. Diocletianus’un çekilmesinden sonra iç kavgalar başladı.</p>
<p>324′de Hadrianopolis yakınında yapılan savaştan Licinius yenilgi alarak çıktı. Savaşın galibi ise, Constantinus oldu. Constantinus Bizantion’a kadar çekilen Licinus’u önce yenilgiye uğratıp sonra da katlettikten sonra imparatorluğa egemen oldu. İmparatorluğun başkentini de Roma’dan Bizantion’a taşıdı. O artık bu yeni kentteki İmparator I. Constantinus’du (324-337). Önceleri Nea Roma adı ile anılan kent, I. Constantinus’un adıyla özdeşleştirilerek, Constantinopolis oldu (11 Mayıs 330).</p>
<p>378′de İmparator Valens (364-378) döneminde Hadrianopolis’in kuzeyinde Gotlar ile yapılan savaş Roma ordusunun yenilgisi ile bitti.</p>
<p>İmparator I. Theodosius (379-395) Trakya’daki karışıklıkları önlemek için Gotlar’a karşı daha ılımlı bir politika izleyerek bir anlamda göç tehlikesini de uzaklaştırmayı amaçladı. I. Theodosius, 381 yılının Eylül ayını Hadrianopolis’te geçirdi.</p>
<p>441-447 yılları arasında bu defa da Hunlar Trakya’ya akınlar düzenleyerek bölgeyi kırıp geçirip yağmaladılar.</p>
<p>550′de Avarlar’la yapılan savaşta Bizans ordusu Hadrianopolis önlerinde ağır bir bozguna uğradı ve çok sayıda askerini esir verirken, Büyük Constantine’in kutsal sancağı da Avarlar’ın eline geçti. Savaş sonrasında Anastasios suruna kadar dayanarak etrafı talan eden Avarlar’a bir baskın yapıldı ve kutsal sancakla birlikte bazı esirler kurtarıldı.</p>
<p>Heraklius (610-641) sülalesi döneminde Hadrianopolis’in ruhani idaresinde beş metropolitlik vardı.</p>
<p>807′de İmparator I. Nicephorus (802-811), Bulgarlar’a karşı bir sefer düzenleyip Hadrianopolis’i geri aldı ancak kendisine karşı bir ayaklanma hazırlandığını anlayarak, Constantinopolis’e döndü.</p>
<p>1018′den sonra Bizans için en büyük tehlike Peçenekler’den gelmeye başladı. Constantine IX. Monomachus (1042-1055) zamanında birleşip büyük bir güç oluşturan Peçenekler, Hadrianopolis önüne gelerek burada ordugâh kurup etrafı yağmalamaya başladılar. Hadrianopolis, Bizans devleti parçalandığı sırada en büyük toprakları alan Venedik’in hissesine düştü.</p>
<p>1336′da Hadrianopolis’te III. Andronicus’un (1328-1341) kızlarından biri Bulgar Prensi Mikhael ile evlendi. III. Andronicus, 1341′de öldüğünde devleti, dokuz yaşındaki oğlu Ioannes’e (1341-1391) bıraktı. Naib olarak da güvenilir bir yönetici olan Cantacuzenos’u gösterdi. Bu güvenilir yönetici, 26 Ekim 1341′de kendini Didymoteikhos’da (Dimetoka) imparator ilan ediverdi (1341-1354). İki imparatorlu ülkede başlayan çekişmeler bir taht kavgasının ötesine geçerek, büyük toprak sahipleri, asiller ve kentin ileri gelenleri ile halk arasında bir sınıf çatışmasına dönüştü. Hadrianopolis’te başlayan bu ayaklanma hızla Trakya’ya yayıldı. Hadrianopolis’i Cantacuzenos aldı ve 1347′de Constantinopolis’e girerek bu kentte hüküm sürmekte olan V. Ioannes Palaiologos’a (1341-1391) karşın kendini VI. Ioannes olarak bir defa daha imparator ilan etti. Cantacuzenos’un Hadrianopolis kenti için 1352′de yeniden ve bu defa V. Ioannes Palaiologos’la savaşması gerekiyordu. Palaiologos Sırp ve Bulgarlar’dan büyük yardımlarla birlikte 4000 süvari de almıştı. Cantacuzenos ise bu büyük güç karşısında galip gelebilmek için, dostu ve damadı Orhan Gazi’nin (1326-1360) yardımına başvurdu. Süleyman Bey idaresinde 10.000 kadar Türk savaşçısı savaşı Cantacuzenos adına zaferle bitirdiler.</p>
<p><strong>OSMANLI DÖNEMÎ</strong></p>
<p><strong>Adı Edirne</strong></p>
<p><font face="Arial"><img align="left" width="170" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/genel2.jpg" alt="edirne" height="114" title="edirne" /></font>1354′de bir gece Süleyman Bey Kallipolis (Gelibolu) kalesini aldı ve Osmanlı kuvvetleri Trakya’ya akınlara başladı. Artık Trakya’da Türkler’in ayak sesleri duyuluyordu. 1360′da Didymotheikos (Dimetoka) fethedildi. I. Murad (1359-1389), tahta çıkışından başlayarak Rumeli’nin ele geçirilmesi için yapılan girişimlere büyük önem ve hız verdi. Sultan, Çorlu ile Keşan’ın da Osmanlı yönetimine geçmesinin ardından, Lala Şahin Paşa’yı Hadrianopolis’in fethi ile görevlendirdi. Lala Şahin Paşa, Hacı İlbeyi ile birlikte bu görevi yerine getirerek ken- ti Bizanslılar’dan aldı. 1362′nin Temmuz ayında I. Murad döneminde Hadrianopolis artık Türkler’indi. I. Murad’ın Celayirli hükümdarı Üveys Han’a gönderdiği fetihnamede kentin adı Edirne olarak yer aldı. Fethedilen bu yeni kenti büyük bir onurla ziyarete gelen I. Murad, kalenin yönetimini Lala Şahin Paşa’ya bıraktı. Bundan sonra Edirne Türkler’in Rumeli’yi fethetme hareketlerinde çok önemli bir askeri üs oldu. 1363′de Lala Şahin Paşa Filibe’yi ele geçirmek amacıyla buradan harekete geçti. Ertesi yıl, Sırp, Eflak ve Macar birliklerinden oluşan haçlı ordusuna karşı Sırpsındığı Savaşı, Edirne’nin 25 km. batısında gerçekleşti. Sultan Murad bir gece düşünde, ak sakallı, nur yüzlü bir kimseyle yarenlik ederken, o kişi ona Edirne’de bir saray yaptırmasını söylediğinden, Edirne’de büyük bir saray inşa ettirildi.</p>
<p><strong>Osmanlı’nın “Dar–ül Mülk’ü</strong></p>
<p>Edirne fetholunduktan sonra büyük bir hızla Türkleşmeye başladı. Osmanlılar’ın kenti 1365′de başkent yapmaları Edirne için yepyeni bir devrin başladığını gösteriyordu. I. Bayezid (1389-1403) İstanbul’u kuşatma hareketlerini buradan yönetti.</p>
<p><font face="Arial"><img align="right" width="97" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/terazi.jpg" alt="terazi" height="170" title="terazi" /></font></p>
<p>Yıldırım Bayezid’in ölümünden sonra taht kavgası nedeniyle şehzadeleri birbirlerine düştüler. Bu Fetret Devri’nde (1403-1413) kent daha büyük bir önem kazandı. Bayezid’in büyük şehzadesi Emir Süleyman Çelebi, devlet hazinesini Bursa’dan Edirne’ye taşıyarak burada tahta çıktı. Daha sonra şehzadelerden Musa Çelebi, Eflak Voyvodası’nın da yardımı ile ağabeyi ile mücadeleye girerek 1411′de kenti ele geçirdi ve burada kendi adına para bastırdı. 1413′de I. Mehmed Çelebi (1413-1421) Osmanlı Devleti’ni yeniden toparlayarak Edirne’yi kardeşinin elinden aldı.</p>
<p>1419′da bu defa da I. Bayezid’in Ankara Savaşı’nda kaybolan oğlu olduğunu ileri süren Mustafa Çelebi (ya da Düzmece Mustafa) sahneye çıktı. Taht üzerinde hak iddia ederek Edirne’yi ele geçirdi. Bir sultan olduğu inancı ile de burada kendi adına para bastırdı. Ardından güçlü bir orduyla Edirne’den Anadolu’ya geçtiyse de, Bursa yakınlarında II. Murad’a (1421-1451) yenildi. Edirne’de bıraktığı hazinesini aldıktan sonra Eflak’a giderken yakalanan Mustafa Çelebi, 1442′de yeniden Edirne’ye getirilerek öldürüldü. Edirne’de ilk şenlik, işte bu olayın ardından yapıldı. Halk da büyük bir coşku ile bu şenliklere katıldı.</p>
<p>II. Murad, Edirne’de şehzadeleri Alaeddin ile Mehmed’e çok görkemli sünnet düğünleri de düzenletti. Sultan, 1444′de tahtı oğlu II. Mehmed’e bırakarak Manisa’ya çekildi. Edirne başkent olduktan sonra tahta çıkan ilk sultan olduğu için, Edirne Sarayı’nda yapılan ilk culüs töreni de II. Mehmed için gerçekleştirildi. Bu ilk tahta çıkışında 12 yaşında olan çocuk sul- tanın adı, İstanbul’u fethettikten sonra şanına yakışır biçimde Fatih Sultan Mehmet olarak anılacaktı. Manisa’ya çekilen II. Murad, bir haçlı ordusunun harekete geçmesi üzerine yeniden Edirne’ye gelmek zorunda kaldı. Bu haçlı ordusu Varna’da kesin bir yenilgiye uğrayacaktı.</p>
<p>II. Murad zaferin ardından yönetimi yine oğluna bırakmasına karşın, yeniçerilerin ayaklanması üzerine Edirne’ye gelerek üçüncü kez tahta çıkmak zorunda kaldı. II. Mehmed (1451-1481), II. Murad’ın 5 Şubat 1451′de ölümüyle kesin olarak tahta çıktı. Artık onun önünde çok önemli bir hedef vardı. Constantinopolis’i almak… Bu amacına yönelik harekatı Edirne’den başlattı.</p>
<p><strong>Yeni başkent Constantinopolis</strong></p>
<p><font face="Arial"><img align="left" width="170" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/cadde.jpg" alt="cadde" height="111" title="cadde" /></font>II. Mehmed’in bu kutsal amacı 1453′de gerçekleşti. 29 Mayıs sabaha karşı yapılan taarruzla Constantinopolis’in kara tarafındaki surlan yıkıldı. Aynı gün, II. Mehmed at üzerinde kente girerek, Ayasofya’da namaz kıldı. Constantinopolis’in fatihi II. Mehmed artık “Fatih Sultan Mehmed” olarak tarihe geçecek, Osmanlı İmparatorluğu’nun yeni başkenti de Cons- tantinopolis olacaktı. Başkentliği devrettikten sonra da Edirne, imparatorluğun önemli olaylarına sahne olmaktan geri kalmadı. Kent, Gedik Ahmet Paşa’yı Edirne Sarayı’nda idam ettiren II. Bayezid (1481-1512) ile oğlu Selim arasındaki taht kavgasına sahne oldu.</p>
<p>Edirne, 16. yy’da Batı’ya düzenlenen seferlerin merkez üssü oldu. Sultanların çoğu zamanlarını geçirdikleri bir yer durumunda olduğundan sürekli olarak ilgi gördü. Yavuz Sultan I. Selim (1512-1520), Kanuni Sultan I. Süleyman (1520-1566), ve II. Selim (1566-1574) kentin bayındırlığına büyük önem verdiler.</p>
<p><strong>Edirne’nin parlak dönemleri</strong></p>
<p>17. yy’da ise I. Ahmed’den (1603-1617) başlayarak bu ilgi daha da arttı. II. Osman (1617-1622) ve daha sonra IV. Murad (1623-1640) Edirne koruluk ve ormanlarında büyük av eğlenceleri düzenlediler. “Avcı” adıyla anılan N. Mehmed (1649-1687) ise çoğu zamanını burada sürek avına çıkarak geçirdi. 1670′lerde Edirne’yi neredeyse ikinci bir yönetim merkezi yapan N. Mehmed, Rus ve Leh Seferleri’ne de Edirne’den başladı.</p>
<p>Yaşamını Edirne’de sürdürmeyi seven bir başka sultan, II. Mustafa (1695-1703) Edirne Vakası diye bilinen ayaklanma sonunda 1703′de tahtından uzaklaştırıldı.</p>
<p><font face="Arial"><img align="right" width="170" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/meric.jpg" alt="meriç nehri" height="97" title="meriç nehri" /></font></p>
<p>Türkler’le Ruslar arasındaki Prut Savaşı’ndan sonra 16 Nisan 1712′de Prut Antlaşması yapılmasına karşın, üzerinden yedi ay geçtiği halde Ruslar Lehistan’ı (Polonya) terketmediler. Bunun üzerine Osmanlı Devleti sefer kararı aldı. III. Ahmed (1703-1730) İstanbul’dan Edirne’ye hareket etti. Bu durum karşısında kaygıya kapılan Rus Çarı I. Petro, görüşmeye hazır olduğunu bildirdi. Edirne’de yapılan görüşmeler sonunda 24 Haziran 1713′te Edirne Antlaşması imzalandı. İmzalanan antlaşmaya göre, Ruslar Lehistan’ı iki ay içinde boşaltacaklar, IV. Mehmed dönemindeki sınır çizgisi esas olarak alınacaktı. Ruslar aynca Osmanlı İmparatorluğu’nda misafir olarak kalan İsveç Kralı XII. Karl’ın da Rus topraklarından bir Türk koruma birliğinin eşliğinde geçirilerek ülkesine dönmesini kabul ettiler.</p>
<p><strong>Yıkımlar</strong></p>
<p>1745′deki büyük yangından sonra, 1751 yılındaki deprem Edirne’nin bir anlamda gözden düşmesine neden oldu. Bu dönemden başlayarak Edirne eski debdebesinden uzaklaşıp ge- rilemeye başladı.</p>
<p>III. Selim’in (1789-1807) Nizam-ı Cedit Islahatı’na karşı çıkan Rumeli’nin ileri gelenleri ve derebeyler, Edirne’de 1801′de ve 1806′da devlete karşı iki kez ayaklandılar (Edirne kıyamı).</p>
<p>1828-1829 Türk-Rus Savaşı’nda kent düşman eline geçti. 22 Ağustos 1829′da Ruslar’ın kente girmesi Edirne’nin yaşadığı zor günler oldu. 14 Eylül 1829′da Edirne’de imzalanan barış antlaşması sonucunda yeniden Osmanlı yönetimine geçmekle birlikte, savaş Edirne’yi olumsuz yönde etkiledi. Müslüman halk başka yerlere göçmeye başladı. Sultan II. Mahmud (1808-1839), halka moral vermek üzere 1831′de kente geldiğinde on gün kalıp yıkımların giderilmesi için emirler verdi. Bu gezinin anısına Hayriye, Nısfiye ve Rubiye adlarında Edirne damgalı paralar bastırıldı.</p>
<p><font face="Arial"><img align="left" width="170" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/istasyon.jpg" alt="istasyon" height="117" title="istasyon" /></font>1877-1878 Türk-Rus savaşında, 20 Ocak 1878′de Edirne tekrar on üç aydan fazla sürecek olan Rus işgali altına girdi. Birçok bölgesi yakılıp yıkıldıktan sonra 13 Mart 1879′da yine Osmanlı Devleti’ne bırakıldı.</p>
<p>20. yy’ın başlangıç yılları da Edirne’ye zor günleri getirdi. 1912′de Balkan devletlerinin Osmanlı İmparatorluğu’na karşı giriştiği Balkan Savaşı’nda Edirne yüzaltmış gün Şükrü Paşa’nın kahramanca savunmasına karşın, açlıktan Bulgar ve Sırp kuvvetlerine 26 Mart 1913′de teslim oldu.</p>
<p>22 Temmuz 1913′de Enver Bey komutasındaki kuvvetler hiçbir direnişle karşılaşmadan Edirne’ye girdiler. Kent yıkık ve harap durumdaydı. Diğer Avrupa devletlerinin Türkler’i Edirne’den çıkarmak için verdikleri tüm çabalar sonuçsuz kaldı ve Edirne 10 Ağustos 1913′te imzalanan Bükreş Antlaşması gereğince Osmanlı toprağı sayıldı.</p>
<p><strong>Sınır kenti</strong></p>
<p>Edirne bu defa da, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1920′den 1922′ye kadar iki yıldan fazla Yunan işgalinde kaldı. Ancak 25 Kasım 1922′de Mudanya Mütarekesi’nden sonra Türk ordusu Edirne’ye girdi. 24 Temmuz 1923′deki Lozan Antlaşması’yla da o artık Türkiye Cumhuriyeti’nin Trakya bölgesinde Yunanistan ve Bulgaristan sınırı boyunca uzanan, bağrında pek çok Türk anıtını taşıyan sınır kentiydi.</p>
<p><strong>YAPILAR</strong></p>
<p>İlk Osmanlı başkenti Bursa, erken dönem Osmanlı mimarisi örnekleriyle bezenmişti. İkinci başkent Edirne ise, mimarideki gelişmeleri ve değişmeleri yaşayarak, Osmanlı sanatının en yükseldiği dönemin eserlerini sahiplendi.</p>
<p><strong>Yıldırım Bayezid Camisi</strong></p>
<p><font face="Arial"><img align="right" width="170" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/sadirvan.jpg" alt="yıldırım beyazıt cami" height="140" title="yıldırım beyazıt cami" /></font></p>
<p>Edirne’deki Türk döneminin en eski yapısıdır (1397-1400). Haç planlı eski bir Bizans kilisesinin yalnızca temeli bırakılarak, üzerine yeni cami binası inşa edildi. Ortasında küçük bir orta kubbe ve etrafında dört tonoz bulunmaktadır.</p>
<p>Eski Cami İnşaatına 1403′de Emir Süleyman Çelebi tarafından başlandı, 1414′de Çelebi Sultan Mehmed tarafından tamamlandı. Mimarı Konyalı Hacı Alaeddin’di. Kare şeklindeki yapı, dokuz kubbesiyle çok kubbeli ulu camiler planındaydı. Bina kesme taştan yapıldı. İç mekân dört paye ile bölündü. Son cemaat yeri, kesme taş ve tuğla sıralamasıyla bitirildi. Büyük yazılarıyla dikkati çekmektedir.</p>
<p><strong>Muradiye Camisi</strong></p>
<p>1436′da Sultan II. Murad’ın yaptırdığı bu cami, yan mekânlı camiler planının uygulandığı en güzel örneklerdendi. Yalın bir dış görünüşü olup, doğu ve batı duvarı ile mihrap duvarını kaplayan çinileri, iki orta kubbeyi birbirine bağlayan büyük kemerin iç yüzündeki ince kalem işleri yalın görüntülerine karşın 15. yy. başındaki Osmanlı dekor sanatının en başarılı eserleri arasında yer aldı. Yapı, görkemli mihrabı ve minberiyle dikkati çekmektedir.</p>
<p><strong>Üç Şerefeli Cami</strong></p>
<p>1438-1447 yılları arasında Sultan II. Murad tarafından yaptırılan cami, Osmanlı mimarlığında erken dönemle klasik dönem arasında yer almaktaydı. Türk sanatında ilk kez ortaya çı- kan plan şeması ile enine gelişen bir mekân anlayışında inşa edildi. Dört minaresinin biri üç, biri iki, ikisi ise birer şerefeli olup, baklavalı, şişhaneli, çubuklu ve burmalı motif üslupları ile bezendi. Üç şerefeli minaresindeki her üç şerefeye ayrı merdivenlerden çıkılan ilk minare tarzıdır ve bu tarz camiye adını vermiştir. Hafif sivri kemerli revakları ile şadırvanlı avlusu vardır.</p>
<p><strong>Sultan Bayezid Külliyesi</strong></p>
<p>Sultan II. Bayezid, Kili ve Akkerman fethine giderken, ordunun gereksinimlerini karşılamak üzere Edirne’de kaldı. Bu konaklama sırasında da Tunca’nın kenarında 23 Mayıs 1484 günü cami, şifahane, medrese, imaret, tabhane, hamam, değirmen ve köprüden oluşan bü- yük bir külliyenin temellerini attı.</p>
<p>Avrupa’da akıl hastaları hasta sayılmazlar, şeytanla işbirliği yapan insanlar diye düşünülerek çoğu kez diri diri yakılırlardı. Külliyenin şifahanesindeyse akıl ve ruh hastaları, Türk müziğinin çeşitli makamları ile tedavi edilirlerdi. Şifahaneye devamlı bağlı on hanende ve sazende çalışırdı. Ney, keman, santur ve ud kullanılan sazlar arasındaydı. Özellikle neva, rast, dügah, segah, çargah ve buselik gibi makamların dinletilmesinden olumlu sonuçlar alınmıştı. Musikiden başka hastalar çiçek kokuları ile de tedavi edilirdi.</p>
<p>Türk-Osmanlı mimarisinin en önemli eserlerinden biri olan külliyenin mimarı Hayreddin’di. 21 m. çapındaki kubbesi ile cami tek kubbeli camilerden olup, külliye yüz kadar kubbe ile örtülmüştür.</p>
<p><strong>Selimiye Camisi</strong></p>
<p><font face="Arial"><img align="left" width="170" src="http://discoverturkey.com/img-fin/edirne/selimiye.jpg" alt="selimiye camisi" height="132" title="selimiye camisi" /></font>Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” diye nitelendirdiği Selimiye Camisi bu kentin tacıdır. Mimar Sinan’a Sultan II. Selim tarafından 1569-1575 yılları arasında yaptınlan cami önce, birbirine eşit üçer şerefeli dört minaresi ile göze çarpar. Çok uzaklardan görünen bu zarif minareler kubbenin etrafına cami tabanının oturduğu karenin köşelerine dizilmiştir.</p>
<p>31,5 m çapındaki kubbe, 8 filayağı ile bağlanmış, örttüğü iç mekâna verdiği genişlik ve ferahlıkla birlikte mekânın bir kerede kolayca algılanmasına neden olmaktadır. Kubbe aynı zamanda caminin dış görünüşünün ana hatlarını da belirler.</p>
<p>Caminin mimarisinde olduğu kadar, mermer, çini ve hat işçiliklerinde de kusursuzluğa varılmıştır. Minberin mermer işçiliği diğer camilerden üstündür. Mihrap tarafındaki duvarlarla birlikte, Hünkar mahfili ve bütün alt kat pencerelerinin alınlıkları zarif bir çini dekoru ile kaplanmıştır. Mihrap duvarında bulunan büyük çini panoların renk ve komposizyonları ve Hünkar mahfilinin alt kısmındaki tavanın kalem işçiliği çok güzeldir.</p>
<p>Caminin revaklarla çevrilmiş avlusunun ortasında mermerden özenle işlenmiş bir şadırvanı vardır.</p>
<p><strong>Edirne Sarayı</strong></p>
<p><font face="Arial"><img align="right" width="170" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/saray.jpg" alt="edirne saray" height="136" title="edirne saray" /></font></p>
<p>Sultan I. Murad tarafından yaptırılan ilk saraydan sonra, Sultan II. Murad döneminde Tunca’nın batısında, çok büyük bir alan üzerine 1450′de Edirne Sarayı’nın inşaatına baş- landı. Sultan’ın 1451′de ölümünden sonra oğlu Fatih Sultan Mehmed tarafından yapı tamamlatıldı.</p>
<p>Edirne Sarayı’nın önemli bölümlerinden olan Cihannüma Kasrı’nın yedi katlı olduğu ve en üst katında sekiz köşeli bir odanın ve ortasında bir havuzun bulunduğu yazılmaktadır. Cihannüma Kasrı’nın sağ tarafında Kum kasrı bulunurdu. Kum Kasrı hamamının, helezoni kubbesi vardı.</p>
<p>Cihannüma Kasrı’nın arka tarafındaki yerde, tonozlu bir bodrum üzerinde dikdörtgen bir planda su maksemi vardı. Terazilerden gelen sular binanın yukarısındaki depolarda toplanır oradan altı bölümle dağıtılırdı. 16. yy’ın ikinci yarısında saraya namazgâh eklendi.</p>
<p>Saray, 22 Ağustos 1829′da Ruslar’ın kente girip birkaç ay kalmaları sırasında yıkıma uğradı. 1867′de Sultaniye yatı ile Avrupa gezisine başlayan Sultan Abdülaziz’in gidiş yolu Tolulon’dan sonra Paris ve Londra olmuştu. Dönüş yolunda Sultan’ın Edirne’den geçme olasılığı üzerine özellikle Cihannüma Kasrı’nda bazı onarım ve eklemeler yaptırıldı. Oysa dönüş, Belçika-Koblenz-Prusya-Viyana-Budapeşte’den geçilerek, Tuna Nehri’nden vapurla yapıldı.</p>
<p>1875′de Ruslar’ın Edirne’yi işgal edeceği haberi üzerine sarayın yakınında bulunan cephanelik Ruslar�ın eline geçmesin diye Vali Cemil Paşa�nın emriyle ateşlendi. Böylece 3-4 gün süren patlama sesleri ile büyük tehlike içinde kalan Edirne kentinin 425 yıllık sarayı ortadan kalktı.</p>
<p>123-124 yıliarında Doğu’ya yaptığı gezi sırasında İmparator Hadrianus kendi adıyla Hadrianopolis diye çağrılan Edirne kentine görkemli bir kale armağan etmişti. 19. yy’ın ilk yarısına kadar sağlam duran bu kale de 1866-1870′den itibaren hastane, okul, hükümet binaları, kışla yapımı için Vali Hurşid Mehmed Paşa zamanında yıkılmaya başlandı. Dört ta- ne olan köşe kulesinden yalnızca biri saat kulesi haline dönüştürüldü.</p>
<p><strong>Köprüler</strong></p>
<p><font face="Arial"><img align="left" width="170" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/kopru.jpg" alt="edirne köprü" height="81" title="edirne köprü" /></font>Edirne’deki önemli yapı türlerinden biri de köprülerdir. Üzerine türküler yakılan bu taş köprülerin çoğu Tunca Nehri üzerinde bulunur. Taş köprüler, Osmanlı’nın mekânsal ve anıtsal anlayışıyla her zaman uyum içinde olurlar, düzenlilik ve geometri kurallarına uygunluk gösterirlerdi. Kent içi köprüler, iki başından kent dokusuna dayanırlardı. Edirne’nin içinde bulunan ve Sinan devrinin Edirne dışında inşa ettiği köprülerin güzelliğine başka kentlerde erişilememiştir.</p>
<p>Bu kentteki köprülerin en eskisi Bizans İmparatoru Michael Palaiologos (1261-1282) dönemindendir. Köprü sonradan Gazi Mihal Bey tarafından yeniletildiğinden onun adı ile anılır (1420). 1640′da Kemankeş Kara Mustafa Paşa bu yirmiyedi gözlü köprüye sivri kemerli Tarih Köşkü’nü ekletmiştir. 1451′de yapılan Şahabettin Paşa (Saraçhane) Köprüsü on iki ke- merli ve on bir ayaklıdır.</p>
<p>1452′de Fatih döneminde yaptırılan Fatih Köprüsü, 1488′de Mimar Hayrettin’in yapıtı olan Bayezid köprüsü, 1560′da Mimar Sinan’ın eserleri arasında yer alan Saray (Kanuni) Köprüsü, 1608-1615 yılları arasında Sedefkar Mehmed Ağa’nın yaptığı Ekmekçizade Ahmed Paşa Köprüsü, 1842-1847 yılları arasında Meriç’le Arda’nın birleştiği yerde tamamlanan Meriç Köprüsü (Yeni Köpıü) Edirne’nin en önemli köprüleridir.</p>
<p><strong>Kervansaraylar</strong></p>
<p>Sokak üzerinde bir sıra dükkânı bulunan ve klasik Osmanlı mimarlığının ilginç örneklerinden olan Rüstem Paşa kervansarayı, Kanuni Sultan Süleyman’ın ünlü sadrazamı Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırıldı. Dikdörtgen avlu çevresinde önleri revaklı odalar sıralanmaktadır.</p>
<p>Ekmekçioğlu Ahmed Paşa kervansarayı, I. Sultan Ahmed’in emri ile Defterdar Ekmekçioğlu Ahmet Paşa tarafından 1609 senesinde yaptırıldı. Mimarları Sedefkar Mehmed Ağa ve Edirneli Hacı Şaban’dı.</p>
<p><strong>Evler</strong></p>
<p><font face="Arial"><img align="right" width="170" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/canik.jpg" alt="edirne ev" height="114" title="edirne ev" /></font></p>
<p>Taş duvar ve sıvayla örülmüş ahşap iskelet sistemleri ile yapılırdı. Bu evler genellikle yanındaki daha yüksek saçaklara çift eğri öğe ile bağlanan bir çatıyla örtülü, az derinde kalan locanın içine yerleştirilmiş merkezi girişi ile kusursuz bir simetriye sahipti.</p>
<p>Odalardan kıbleye dönük olanı namaz odası olarak ayrılırdı. Dolaplarda, tatlı, şeker, şerbet ve şurup dağıtılmasına yarayan şık kaplar, bardaklar, tabaklar, şık havlular, örtüler, le- ğen ve ibriklerin en kıymetlileri saklanırdı. Misafir odalarının duvarları boyunca yapılmış “sıra” denen raflar üzerine odayı süslemek amacıyla kıymetli çini ve porselen tabaklar, kaseler ve sürahiler konurdu. Katlı raf denilen hücrelere de değerli kaseler, gülapdanlıklar ve çiçeklikler yerleştirilirdi.</p>
<p>Kalınca yapılmış duvarların içine yerleştirilen veya odanın arkasında bir kümbet şeklinde dışarı çıkarılan ocaklar en sağlıklı ısınma aracıydı.</p>
<p><font face="Arial"><img align="left" width="170" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/belediye.jpg" alt="edirne evleri" height="128" title="edirne evleri" /></font>Balkan Yarımadası’nın hemen her tarafında en küçüğünden en gösterişlisine kadar bütün evlerde “hayat” denilen bölümler vardır. Oda kapılarının açıldığı yer olan bu bölüm, doğrudan evin bahçesine bakan yönde 1,5-2 metrelik direkler üzerine dayandırılmıştır. Hayatların sonunda bir basamak yükseklikte dört köşe bir kısım ayrılarak, tahta sedirlerle çevrilirdi.</p>
<p>Evin harem ve selamlıklarında büyük kapıların açıldığı bahçe kısımları olan avluların uygun bir yerinde mermer bir çeşme bulunurdu. Bazı evlerde avluların ortasında küçük havuzlar, üzerine asma sardırılmış çardaklar vardı. Harem ve selamlık avlularından birbirine geçilecek küçük kapı bulunurdu.</p>
<p><strong>TİCARET</strong></p>
<p>Edirne, çok parlak günler yaşamış büyük bir ticaret merkeziydi. Bedestenlerindeki elmas ve mücevherler altmış gece bekçisi tarafından korunurdu. 15. yy’da Doğu Akdeniz’de canlanan ticaret, bu kentin gelişmesine de büyük yardımda bulundu.</p>
<p><font face="Arial"><img align="right" width="170" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/carsi.jpg" alt="edirne çarşı" height="115" title="edirne çarşı" /></font></p>
<p>Mısır’dan, Ege adalarından ve İzmir gibi diğer Batı Anadolu kentlerinden gelen buğday, arpa, mısır gibi ana gıda maddeleri ve tarımsal zenginlikleri Enez’e gelir, buradan nehir yoluyla küçük gemilere yüklenerek Edirne’ye ulaştırılarak burada pazarlanırdı. Meriç yoluyla Filibe’den gelen pirinç de buradan İstanbul’a ulaştırılırdı.</p>
<p>17. yy’da İran’dan kervanlarla gelen bazı tüccarlar da Edirne’de alım-satım yaptıktan sonra buradan Balkanlar’a doğru açılırlardı. Avrupa malları Edirne pazarlarında bulunurdu. Değişik cinslerde malı bu pazara getiren Avrupalı tüccar, buradan balmumu, deri eşyalar alırlardı. Venedikli ve Fransız tacirlerin aldıkları ise, Bursa ipeği ve Ereğli’den gelen yündü.</p>
<p><strong>Çarşılar</strong></p>
<p>Geçiş yolları üzerinde bulunan kentin gelişme döneminde hem artan ekonomi ve ticaret yoğunluğunu karşılamak hem de cami ve imaretlere gelir sağlamak amacıyla birçok han, bedesten ve çarşı inşa edildi.</p>
<p>1417-1418 yılları arasında Çelebi Sultan I. Mehmed tarafından Mimar Alaeddin’e Eski Cami’ye vakıf olarak bir bedesten yaptırıldı. On döıt kubbeli yapının etrafında bir sıra dükkân, içte tonoz örtülü otuz altı oda bulunmaktaydı. Duvarları kırmızı ve beyaz kesme taştandı.</p>
<p>1569′da Hersekli Semiz Ali Paşa’nın Mimar Sinan’a yaptırdığı Ali Paşa Çarşısı yüz otuz dükkândan oluşmaktaydı. Çarşısı üç yüz metre uzunluğunda olup, altı kapılıydı. 73 kemerli, 255 metre uzunluğunda, 124 dükkândan oluşan arasta, III. Murad (1574-1595) tarafından Selimiye Camisi’ne vakıf olmak üzere Davut Ağa’ya yaptırıldı.</p>
<p><strong>Esnaf</strong></p>
<p>Edirne büyük ve değişik esnaf gurubunun toplandığı bir merkezdi. Deri ve dericilikle ilgili işlerle uğraşan saraçlar, yularcılar, keçeciler, ayakkabı ya da çizme üretenlerle birlikte, dokuma işlerinde çalışan bezciler, iplikçiler, ibrişimciler, külahçılar ve terziler vardı. Yiyecek ve içecek gruplarında ise pek çok aşçı, bakkal, fırıncı, kasap, kebapçı çalışırdı. Kentteki es- naf grupları arasında sarraf ve kuyumcular da güçlü bir yer tutardı. Maden işleri ile uğraşan demirci ve bakırcılar da vardı.</p>
<p>Kentte ayrıca dokuma boyacılığı, araba üretimi, basmacılık, gülyağcılık ve sabunculuk gibi çok gelişmiş küçük işyerleri bulunmaktaydı. Bu işyerlerinin bir çoğunun çalışmalarını sürdürdüğü dükkânlar cadde veya sokakların üzerinde iki üç katlı binaların zeminlerindeydi. Bazıları da birer üst katları bulunan sıra dükkânlar biçimindeydi. Edirne’de vergi gelirlerinin bir kısmı vakıflara ayrılırdı.</p>
<p><strong>YAŞAMIN RENKLERÎ</strong></p>
<p><font face="Arial"><img align="left" width="128" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/uskudarli.jpg" alt="üsküdarlılar" height="170" title="üsküdarlılar" /></font>Batı’ya açılan kapı Edirne parlak dönemlerinde geçiş yolu üzerindeki konumuyla ve ticaretinin canlılığıyla Osmanlı’nın çok önemli merkezlerinden biriydi. Kentin önemi yalnızca onun ticari gücünden gelmiyordu. Bu kent, İstanbul’da etkisini göstermeye başlayan Batı çıkışlı sanat modalarını hemen benimseyip, Balkanlar’a yayılmasını sağlamak gibi bir görevi de üstlenmişti.</p>
<p>17. yy’da Edirne 350 bin nüfusu ile İstanbul, Paris ve Londra’dan sonra Avrupa’nın dördüncü büyük kentiydi. İmparatorluğun gerilemesi, geçirdiği büyük yangınlar (1745, 1751) ve özellikle 19. yy’da uğradığı işgaller (1829 ve 1878 Rus, 1913 Bulgar, 1920-1922 Yunan) kentin sosyal ve ekonomik dengelerini etkiledi. 1828-1829 Osmanlı- Rus savaşları sırasında Müslüman halkın çoğu göç etti. Onlardan boşalan yerlere köylerden Hıristiyanlar yerleştirildi.</p>
<p>Edirne’nin en neşeli insanları kuşkusuz her zaman Çingeneler oldu. Erkekleri kalay ve at arabacılığı işleri ile, kadınları ise genellikle bohçacılıkla uğraşırlardı. Müslüman nüfusun içinde sayılan Çingeneler, davul, zurna, klarnet, kanun, darbuka, def, ud ve cümbüş gibi enstrümanları kendilerine özgü bir tavırla ve yorumla çalarlardı.</p>
<p>19. yy sonlarında, Müslümanlar’ın nüfusu 79 bin, Rumlar’ın 77 bin, Ermeniler’in 5 bin, Bulgarlar’ın 32 bin, Yahudiler’in 9 bin civarındaydı.</p>
<p>Edirne Paşa Sancağı adı ile Rumeli Beylerbeyliği’ne bağlıydı. Tanzimattan sonra kurulan eyaletin merkezi oldu.</p>
<p><strong>Er meydanı Kırkpınar</strong></p>
<p><em>İnanılır ki, Kırkpınar adı kırk yiğidin adından gelir.</em></p>
<p>Bizans İmparatorları, kendi iç çekişmelerinde uzun seneler Aydın ve Saruhan Beyleri’ni kullanmış, ayaklanmalarını, taht kavgalarının başlangıçlarını hep onlarla bastırmıştı.</p>
<p>Aydın ve Saruhan Beyleri, bu iç çekişmelerde güçlerini Bizans’ın gereksinimi doğrultusunda kullanırken, Rumeli’deki baş kaldıran pekçok küçük Bizans kalesine ve kentine akınlar yapmışlardı. Önceleri Bizans’ın bütünlüğüne yardım için yaptıkları bu akınları, sonraları iyice alışkanlık haline getirmeye başladılar. Gücü yavaş yavaş Beyler’e kaptırdıklarını farket- meye başlayan Bizans İmparatoru, yeni kullanacak güç aramaya başladı. İmparator, Anadolu yarımadasında gün geçtikçe etkinlikleri artan Osmanoğulları’ndan Aydın ve Saruhan Beyleri’nin korkacaklarından emindi. Bu defa da Osmanoğulları’nı amaçları doğrultusunda kullanmayı tasarlayarak, onlardan yardım istedi.</p>
<p>Orhan Gazi de uzun zamandır Bizans İmparatoru’nun bu durumundan yararlanmayı kuruyordu. Orhan Gazi, daha önce Aydın ve Saruhan Beyleri gibi diğer Türk Beylikleri’nin de Bizans’a yardım için Rumeli taraflarına akınlar düzenleyip Bizans İmparatorları’nın durumunu kurtardıktan sonra tekrar Anadolu’ya döndüklerini biliyordu. Onun amacı ise farklıydı. Tüm istediği Rumeli yakasına ayak basarak, orada yerleşmek ve Osmanlı topraklarını büyütmekti.</p>
<p><font face="Arial"><img align="right" width="170" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/tunca.jpg" height="137" /></font></p>
<p>Orhan Gazi, Süleyman Bey’in Rumeli yakasındaki Bizans kalelerinden birini baskınla ele geçirmek fikrini uygun gördü. Süleyman Bey, Çanakkale Boğazı’nı iki salla ve kırk yiğitle birlikte geçip, Rumeli’ye ulaştı. Sabaha karşı Kallipolis (Gelibolu) Kalesi’ni ele geçirdikten sonra, arkadan gelen diğer kuvvetlerle birlikte, Rumeli’nin büyük küçük kalelerine doğru yürümeye başladı.</p>
<p>Çanakkale Boğazı’nı ilk geçen kırk yiğit, Hadrianopolis’e doğru kuvvetlerin öncülüğünü üzerlerine aldılar. Bu kırk yiğidin her biri birer başpehlivan olduğundan, her konaklamada aralarında güreşirlerdi. Hadrianopolis civarındaki bir meraya geldiklerinde, pehlivanlar yine çayırlıkta güreşecek arkadaşlarını seçtiler. İçlerinden iki pehlivan Anadolu yakasındayken, sonuçlandıramadıkları bir güreşi Rumeli seferi için yarıda bırakmışlardı. Yemyeşil çayırın üzerinde güreşe tutuştuklarında Hıdırellez’di. Akşam karanlığı çöktüğü sıralarda sonuç hâlâ alınamamıştı.</p>
<p>Ortalık iyice kararırken iki pehlivan güreşmeye devam ettiler. Gece yarısına doğru ise dehşetli güreş iki kahramanın son nefeslerini vermeleriyle son buldu. Er meydanında can veren pehlivanları arkadaşları bu çayırlığa gömerek Hadrianopolis üzerine savaşa devam ettiler.</p>
<p>Aradan uzun bir zaman geçmiş Orhan Gazi’nin yerine I. Sultan Murad geçmişti ve Hadrianopolis artık Türkler’in Edirnesi olmuştu. Kırk yiğitten sağ kalanlar, iki pehlivanın çayırlıktaki mezarlarına birer taş yaptırmak istediler. Çayırlığa vardıklarında, iki pehlivanı gömdükleri incir ağacının altından billur gibi akıp giden kırk kaynaklı pınarı gördüler. İşte ilk Kırkpınar diye adlandırılan yer burasıydı.</p>
<p>I. Sultan Murad Edirne’yi başkent yaptıktan sonra bu kentte okçuların, ciritçilerin ve pehlivanların yetişmesi için bir güreşçiler tekkesi açtı. Kırkpınar güreşlerinin ilk yapıldığı yer, Edirne’nin altı saat batısında olup, bugün bu bölge sınırlarımızın dışinda kalmıştır.</p>
<p>Kırkpınar bir Türk atasözünün de kaynağı oldu. Hıdırellez başlamadan yaklaşık yirmi beş gün önce Kırkpınar Ağası, halkı güreşlere çağırmak için, yöredeki kent, kasaba ve köylerin kahvelerinin tavanlarına asılmak üzere, kırmızı dipli mumlar gönderirdi. Bu, özellikle çağrılıyorsunuz anlamını taşırdı. Bir yere gelmesi istenmeyen kişi, çağrılmadan oraya giderse söylenen; “Kırmızı dipli mumla mı çağrıldın” atasözü buradan kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Hıdırellez’den yaklaşık on beş gün önce, köylüler tarafından Kırkpınar yakınına tezgah ve dükkânlar, meydanın etrafına da izleyiciler için çardaklar yapılmaya başlanırdı. Yakın yörelerden gelen esnaf ve satıcılar, hazırlanmış olan derme çatma dükkânlara ve tezgahlara yerleşirler ve satacakları yiyecek, içecek ve giyecekleri buralara yerleştirirlerdi. Meydanın etrafı köşkler, dükkânlar ve köylülerin yaptıkları gölgeliklerle dolardı.</p>
<p>Kırkpınar Ağası ise, Hıdırellez’den bir hafta önce Ağa Çadırı’nı, güreşçilerin ve misafirlerin çadırlarını meydanın etrafına kurdurmaya başlardı. Aynı zamanda yemek kazanları ve kaplar getirilir, aşçılar hazırlıklarına başlarlardı. Bütün bu hazırlıklar yaşanacak cümbüşün ve renkliliğin müjdecisi gibiydi.</p>
<p>Güreşler Hıdırellez’den üç gün önce başlar, günlerce süren bayram ve açık hava eğlenceleri içinde sürüp giderdi. Halkın saygı gösterdiği, güvendiği eski yaşlanmış pehlivanlardan iki üç tanesi, Ağa’nın çağrısıyla hakem olurlar ve Ağa ile birlikte, onun çadırından güreşleri izlerlerdi.</p>
<p>Birinci gün eğlencelere aynlır, son gün genellikle başaltı ve başpehlivanın güreşleri ile geçer, tüm karşılaşmalar Hıdırellez’in arifesinde akşamüstü sona ererdi.</p>
<p><strong>Edirne kırmızısı ve Edirnekâri</strong></p>
<p><font face="Arial"><img align="left" width="170" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/gar.jpg" alt="edirne gar" height="105" title="edirne gar" /></font>Tahta üzerine boya ile yapılan süslemeye Edirnekâri denirdi. Edirne’de 14. yy’dan başlayarak bu biçimde pek çok tavanlar, kapılar, dolap kanatlan, saatler, sandıklar, kalemlikler, raf lar ve çekmeceler bezendi. Aynca çekmecelerin içine de yaldızla tuğralar ve değişik bezemeler yapıldı.</p>
<p>Motifler doğaya dönük olup, çiçek, yaprak, meyvalardan oluşurdu. Bu süslemeler, boyalarının sağlamlığı ve ince işçilikleriyle dikkati çekerdi.</p>
<p>Edirnekâri süslemelerdeki motifler, 17. yy’a kadar tek tek çiçekler, minik buketlerden oluşurken, 18. yy’da bu çiçekler büyük buketler haline geldi veya vazolann içinde resmedildiler.</p>
<p>18. yy’da Edirnekâri, motif ve düzenleme olarak deri kitap kapaklarında da yer almaya başladı ve giderek yaygınlaştı.</p>
<p>Edirne’de yapılan lake ciltler de Edirnekâri adını almaya başladı. Bu ciltlerin üzerindeki nakış ve resiınler vernikle parlatılırdı. Edirne’de yapılan lak işleri de Edirne Lakı olarak anılmaya başlandı.</p>
<p>18. yy’da Edirne Türk Kırmızısı ya da Edirne Kırmızısı (Rouge d’Andrinople) diye adlandırılan boyacılığı ile büyük ün kazandı. Bu al rengi taşıyan pamuklu kumaşlar da Edirne Kırmızısı diye adlandınldı.</p>
<p>Edirnekâri, 19. yy’ın ortalanna kadar kullanıldı ve büyük ustalar yetişti.</p>
<p><strong>Şenlikler</strong></p>
<p>Edirne, 16. yy’a kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun kent şenliklerini yaptığı tek yerdi. Bu yüzyılın başından başlayarak şenlik kenti İstanbul oldu. Böyle olmakla birlikte, IV. Meh- med’in 1675′de Edirne’de şenlik düzenlettiği bilinmektedir.</p>
<p>Bu kentte ilk şenlik II. Murad’ın Düzmece Mustafa’yı yakalayıp öldürttüğü olay sonrasında yapıldı. II. Murad, Edirne’de Şehzadeleri Alaeddin ile Mehmed’in görkemli sünnet düğünleri şenliklerini de burada yaptırdı. 1444′de yine II. Murad, Ramazan Bayramı nedeniyle üç gün üç gece spor gösterilerinin ağırlıkta olduğu şenlikler düzenletti. 1450′deki ise, Sultan’ın oğlu Şehzade Mehmed’in Sitti Hatun’la evlenmesi nedeniyle yapılan ve yaklaşık üç ay süren şenlikti.</p>
<p><font face="Arial"><img align="right" width="170" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/selimiye2.jpg" alt="selimiye" height="102" title="selimiye" /></font></p>
<p>1457′de Fatih Sultan Mehmed’in şehzadeleri Bayezid ve Mustafa’nın sünnet düğünü şenliklerinde, spor gösterilerinin yanısıra, bilim adamlarının sohbet ve tartışmalan da yapıldı.</p>
<p>Bunlardan başka, 1472′de Cem Sultan ile Şehzade Abdullah’ın sünnet düğünlerinde ve 1480′de şehzadeler, Selim, Şehinşah, Mahmud, Âlem, Korkud, Ahmet ve Oğuz Han’ın sünnetlerinde şenlikler yapıldı.</p>
<p>Şenliklerin en unutulmazı kuşkusuz, başkent İstanbul olmasına karşın Edirne’den ayrılamayan IV. Mehmed’in (Avcı Mehmed) 1674 yılında yaptırdığı şenlik oldu. 1674′de on iki yaşında olan şehzadesi Mustafa (sonradan Sultan II. Mustafa) ve iki yaşındaki şehzadesi Ahmed’in (sonradan Sultan III. Ahmed) sünnet düğününün arkasından, on yedi yaşındaki kızı Hatice Sultan ile vezir ve müsahib Mustafa Paşa’nın evlenme düğünleri yapıldı. Ziyafet ve şenliklerle on altı gün süren sünnet düğünü ve on dokuz gün süren evlenme düğünü, Edirne kentinin tarih sayfalarına güzel anılar ekledi.</p>
<p><font face="Arial"><img align="left" width="170" src="http://www.cennetturkiye.org/images/edirne/selimiye3.jpg" alt="selimiye cami" height="86" title="selimiye cami" /></font>Bu şenliklerin hazırlıkları altı ay öncesinden başladı. Geçit törenindeki nahıllar, yapma bahçeler, şekerlerden yapılmış hayvan heykelleri.göz kamaştırıcıydı. Seyirlik oyunlarında ise, cambazlar, yılan oynatanlar, gölge oyuncuları, kuklacılar, gözbağcılar bütün hünerlerini gösterdiler. At yarışları, ok atıcılığı, cirit, kılıç ve güreş karşılaşmaları da günlerce sürdü.</p>
<p>18. yy’dan başlayarak bütün kentlerde kır gezinti alanlan ve çayırlar halkın eğlencesi için açıktı. Edirne’de ise, Meriç boyunca uzanan meyva ve sebze bahçeleri, geceleri buralara gelen halkla neşelenip renklenerek bir gezinti yerine dönüşür, Meriç’in çağıldayan sularına, insan seslerinin cıvıltıları katılırdı.</p>
<div><a href="http://www.eklebunu.com/ekle.php" onclick="window.open('http://www.eklebunu.com/ekle.php?k=grknclk&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.gurkancelik.com%2F20.07.2007%2Fturkiyem%2Fosmanli-baskenti-edirne%2F72&amp;t=Osmanl%C4%B1+Ba%C5%9Fkenti+Edirne', 'eklebunu', 'scrollbars=yes,menubar=no,width=620,height=520,resizable=yes,toolbar=no,location=no,status=no'); return false;" title="T&#252;m link payla&#351;&#305;m sitelerine ekleyin!" target="_blank"><img src="http://www.eklebunu.com/buton.php?bt=2&k=grknclk" width="125" height="16" border="0" alt="EkleBunu Sosyal Payla&#351;&#305;m Butonu" /></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.gurkancelik.com/20.07.2007/turkiyem/osmanli-baskenti-edirne/72/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

